Televizyon, Öldüren Eğlence, kitap okumak hakkında

 Kitap tanıtım sayfasından alıntı:

Televizyon Öldüren Eğlence


Televizyon bir cazibe merkezi olarak hayatımızın baş köşesine oturdu. 

Yirmi dört saat yayın yapan kanallarda tam bir görüntü sarhoşluğu yaşıyoruz. Alışkanlıklarımız, konuşma biçimimiz, ilişkilerimiz televizyona endekslendi sanki. "Eğlenceli", "renkli" bir hayat yaşamaya başladık. Resmi ideolojinin yasaklıları, toplum kıyısında yaşayanlar bütün "giz"leriyle evlerimizde artık. 

Kameralar pervasızca mahremiyetimizin en ücra köşelerine giriyorlar. Şiddetin bütün türleriyle tanıştık. "Reality Show"larla kan ve acının da bir satış değeri olduğunu, reklam alabileceklerini öğrendik. Kapitalizmin en temel özelliği olan rekabetin insanları nasıl vahşileştirdiğini, iğrençleştirdiğini gördük  

.Kütüphanemdeki en favori kitaplardan bir tanesi, sadece bir paragraf bu günlük yazılarımda bahsettiğim bilgisi olmayan ama fikri olan insanları açıklayan bir paragraf varki ülkemizin içinde olduğu bu aptalca durumu da açıklıyor.

Veraset kayıtlarına göre 1654 ile 1699 yıllaarı arasında massachusets Middlesex county deki malikanelerin %60 ında kitap vardı. Bunların %8 inin dışında İncil'den başka kitapta vardı. 1682 ile 1685 yılları arasında bir İngiliz tacirden 3421 kitap  getirtilmişti ve bunların çoğu dinsel konularla ilgili değildi. Bu sayının karşılığı modern çağda on milyon kitaba denk düşmektedir. 

Koloni Amerikasında okumak bir elitist etkinlik sayılmıyor, basılı materyaller her türlü insana eşit biçimde. dağıtılıyordu. Tabi haliyle sınıflar üstü bir okuma kültürü gelişti. amerikada ilk matbaa 1638 yılında o sırada iki yıllık bir kurum olan Harvard Üniversitesi bünyesinde kurulmuştu.

Peki bizde neler oldu buna karşılık:

İbrahim Müteferrika (Osmanlıcaابراهیم متفرقه; 1674, KaloşvarErdel Prensliği - 1745, İstanbul), Macar asıllı Osmanlı müteferrika, matbaacıyayımcıyazar ve çevirmen. Osmanlı devletinde basımevi kurup Türkçe kitap yayımlayan ilk kişidir. IV. Mehmed - II. Mustafa dönemlerinde yaşamıştır.

Hayatı[değiştir | kaynağı değiştir]

Matbaa denilince akla ilk gelenlerden biri olan İbrahim Müteferrika 1674 yılında, bugün Romanya sınırları içinde yer alan Kaloşvar şehrinde doğdu. Üniteryen bir Macar olan Müteferrika,[1][2]1692 yılında İkinci Viyana Kuşatması’ndan sonraki savaşlarda Osmanlılara esir düştü. esir olarak İstanbul'a getirildi.[3] Burada Müslüman oldu ve müteferrikalık yaptı. "Müteferrika", sarayda padişah veya vezirlerin işlerine bakan görevlidir. Başka diller de bilmesinden dolayı yabancı devletlerle iletişim kuran heyetlerde bulundu. Geçici bir süre için Türkiye'ye davet edilmiş olan Macar beyi Ferenc Rakoczi'nin hizmetine verildi. Macaristan'daki öğrenimi sırasında basım ve hak işlerini de öğrendiğinden matbaa kurmak istedi ve 1719-1720 yılları arasında matbaayı kurmayı başardı. 1719 yılında ilk kez Marmara Denizi haritasını basmayı başardı.

ları sonucunda buradan alınarak Galata Mevlevîhânesi hazîresine nakledilmiştir.[4]

Matbaacılığı[değiştir | kaynağı değiştir]

Nevşehirli Damat İbrahim Paşa tarafından 1720 yılında Paris'e elçi olarak gönderilen Yirmisekiz Mehmed Çelebi yanında oğlu Mehmed Said Efendi'yi de götürmüştü. Yirmisekiz Mehmet Çelebi, sefaretnamesinde Fransa'ya yönelik çok önemli bilgileri verirken, oğlu da boş durmamış ve birçok yeniliğin Osmanlı İmparatorluğuna taşınmasını sağlamıştır. Mehmet Sait Efendi Paris'te iken bir matbaayı da ziyaret etmiş ve İstanbul'a dönüşünde bu konuda çalışmaya da karar vermişti. İbrahim Müteferrika, İstanbul dönüşü Mehmet Sait Efendi ile tanıştıktan sonra beraberce bir matbaa kurmak için çalışmalara başladılar. Sadrazam Nevşehirli Damat İbrahim Paşa onların düşüncelerini destekledi. Matbaanın açılmasına ancak dini olmayan eserler basmak şartı ile izin verildi ve Şeyhülislâm Abdullah Efendi'den dinle ilgili olmayan eserlerin basılabileceği yönünde bir fetva, III. Ahmet'ten de uygunluk fermanı aldılar. 16 Aralık 1727 tarihinde Darü't-Tıbâati'l Amire adlı ilk matbaanın kurulmasına başlanıldı.[5] Makine ve Latin alfabesi kalıpları yurt dışından getirtildi. (Arap alfabesi kalıplarının kaynağı ise açık değildir ve Müteferrika tarafından yapıldığına dair bulgular vardır.[6]Yalova'da bir kâğıt fabrikası (Kağıthane-i Yalakabad) kuruldu.[7]. 1729'da matbaanın ilk basılan kitabı Vankulu Lügatı oldu. Ardından tarih ve coğrafyayla ilgili ve sözlük olan 16 eser daha yayımladı ve bastığı toplam eser sayısı 17'yi, cilt sayısı ise 22'yi buldu.


Matbaada basılan ilk kitap Vankulu Lugati idi. 500 adet basılmıştı. Bu kitapların tamamı satıldı. Daha sonra Tuhfetü’l-Kibār, Tārīh-i Seyyāh, Hindi’l-Garbī, Tārīh-i Tīmūr, Tārīhü’l-Mısır, Gülşen-i Hulefā, Grammaire turque, Usūlü’l-Hikem gibi kitaplar basıldı. Bunlardan Grammaire turque, Usūlü’l-Hikem ve Tārīh-i Rāşid/Çelebizāde kitaplarının çoğu satıldı. Toplamda basılan 9700 kitaptan 6724'ü (%70) satılmıştı.

İbrahim Müteferrika kurduğu matbaasında ömrü boyunca toplam 17 ayrı kitap basmıştır Hepsi bu kadar. İşte fark nereden geliyor, belli değil mi? kollektif bir ruh olsa, okumaya ilgi olsa gelişmişlik olmaz mıydı onca asır geçmesine rağmen. Hala okumaya, eğitime önem vermeyen, kadın haklarına saygı duymayan yobaz bir toplum zorla kafalara sokulmaya çalışıyor fakat yemiyor artık. Bunu zorlayanlar, yakında silinip gidecekler ne kadar tepinirlerse tepinsinler.

Yorumlar